<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Genel &#8211; Bendis Toprak</title>
	<atom:link href="https://www.bendistoprak.com/category/genel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bendistoprak.com</link>
	<description>Bendis Toprak</description>
	<lastBuildDate>Thu, 16 Jan 2020 08:20:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.3.2</generator>
	<item>
		<title>Etlik Piliç Yetiştiriciliğinde Kulla&#8230;</title>
		<link>https://www.bendistoprak.com/2019/12/04/etlik-pilic-yetistiriciliginde-kullanilan-altliklarin-gazlastirilmasi-sonrasi-ortaya-cikan-biyokatinin-biochar-gubre-olarak-kullanim-potansiyeli/</link>
				<comments>https://www.bendistoprak.com/2019/12/04/etlik-pilic-yetistiriciliginde-kullanilan-altliklarin-gazlastirilmasi-sonrasi-ortaya-cikan-biyokatinin-biochar-gubre-olarak-kullanim-potansiyeli/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 04 Dec 2019 12:29:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bendis Toprak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bendistoprak.com/?p=219</guid>
				<description><![CDATA[<p>ETLİK PİLİÇ YETİŞTİRİCİLİĞİNDE KULLANILAN ALTLIKLARIN GAZLAŞTIRILMASI SONRASI ORTAYA ÇIKAN BİYOKATININ ( BIOCHAR) GÜBRE OLARAK KULLANIM POTANSİYELİ Esra BOZTEPE Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Anabilim Dalı&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bendistoprak.com/2019/12/04/etlik-pilic-yetistiriciliginde-kullanilan-altliklarin-gazlastirilmasi-sonrasi-ortaya-cikan-biyokatinin-biochar-gubre-olarak-kullanim-potansiyeli/">Etlik Piliç Yetiştiriciliğinde Kulla&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bendistoprak.com">Bendis Toprak</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>ETLİK PİLİÇ YETİŞTİRİCİLİĞİNDE KULLANILAN ALTLIKLARIN GAZLAŞTIRILMASI SONRASI ORTAYA ÇIKAN BİYOKATININ ( BIOCHAR) GÜBRE OLARAK KULLANIM POTANSİYELİ</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Esra BOZTEPE</strong><br />
<strong>Ankara Üniversitesi</strong><br />
<strong>Fen Bilimleri Enstitüsü</strong><br />
<strong>Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Anabilim Dalı</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Danışman: Prof. Dr. Ayten NAMLI</strong></p>
<p>Hayvan katı atıkları gübre olarak veya kurutulduktan sonra yakıt kaynağı şeklinde tarih boyunca kullanılmıştır. Geçtiğimiz yıllardaki çiftlik kapasitelerinde ve dolayısıyla gübre miktarlarındaki büyük artışlar nedeniyle gübreden kaynaklanan çevre problemleri gündeme gelmiştir. Hayvan atıklarından kaynaklanan çevre sağlığı sorunları bazı endüstriyel atıklar dolayısıyla oluşan problemler kadar zararlı olabilmektedir. Özellikle yüzey sularının alıcı ortama drenajı, tarımdan dönen sular ve hayvan atıklarının nihai depolama alanı olarak kullanılan araziler su kirliliğinin başlıca kaynakları olarak ortaya çıkmaktadır. Fosil yakıtların azalması dolayısıyla karşılaşılması olası enerji krizi hayvan atıklarından kaynaklanan çevre problemleri ile birlikte düşünüldüğünde ise her iki olgunun ileriye yönelik olarak birlikte ele alınmasının avantajlı olduğu görülmüştür. Hayvan atıkları için çevresel açıdan kabul edilebilir bertaraf yöntemleri büyük ölçekte biyokütle-enerji dönüşüm sistemi olarak dikkate alındığında bu atıklardan enerji elde edilmesi ve ayrıca yan ürün şeklinde biyokatı (biochar) besin değeri olan gübre elde edilmesi de mümkün olmaktadır.<br />
Bu çalışma etlik piliç üretimi esnasında ortaya çıkan atıkların gazlaştırılarak potansiyel bir enerji kaynağı şeklinde görülmesi, bu atıkların sebep olduğu çevre sağlığı problemlerinin başarılı planlama, uygulama ve işletme metodolojisi ile çözülebileceği ve çevre sağlığı sorunlarının bertarafın yanında önemli ölçüde enerji üretilebileceği konusunu ortaya koymaktadır. Ayrıca gazlaştırma sonrasında ortaya çıkacak olan özellikle potasyum ve kısmen kalsiyum bakımından zengin biyokatının (biochar) gübre olarak değerlendirilebilme potansiyeli hakkında bilgi vermektedir.</p>
<p>2012, 34 sayfa<br />
Anahtar Kelimeler: Hayvan altlığı,</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bendistoprak.com/2019/12/04/etlik-pilic-yetistiriciliginde-kullanilan-altliklarin-gazlastirilmasi-sonrasi-ortaya-cikan-biyokatinin-biochar-gubre-olarak-kullanim-potansiyeli/">Etlik Piliç Yetiştiriciliğinde Kulla&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bendistoprak.com">Bendis Toprak</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.bendistoprak.com/2019/12/04/etlik-pilic-yetistiriciliginde-kullanilan-altliklarin-gazlastirilmasi-sonrasi-ortaya-cikan-biyokatinin-biochar-gubre-olarak-kullanim-potansiyeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Orman Kalıntısı Mı, Kalıntı Orman Mı?</title>
		<link>https://www.bendistoprak.com/2019/12/04/orman-kalintisi-mi-kalinti-orman-mi/</link>
				<comments>https://www.bendistoprak.com/2019/12/04/orman-kalintisi-mi-kalinti-orman-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 04 Dec 2019 12:28:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bendis Toprak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bendistoprak.com/?p=242</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ahmet Demirtaş1, Ali Açıkgöz1, Banu Avcıoğlu1,2, Başak Avcıoğlu Çokçalışkan1, Binnur Özkan1, Can Çokçalışkan1, Can Yücesoy1, Çiğdem Önal Emiroğlu1, Dursun Baş1, Elif Mercan1, Esra Boztepe2, Fuat Turan1, Gözde Odabaş1, Hande Akçakoca1,&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bendistoprak.com/2019/12/04/orman-kalintisi-mi-kalinti-orman-mi/">Orman Kalıntısı Mı, Kalıntı Orman Mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bendistoprak.com">Bendis Toprak</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Ahmet Demirtaş1, Ali Açıkgöz1, Banu Avcıoğlu1,2, Başak Avcıoğlu Çokçalışkan1, Binnur Özkan1, Can Çokçalışkan1, Can Yücesoy1, Çiğdem Önal Emiroğlu1, Dursun Baş1, Elif Mercan1, Esra Boztepe2, Fuat Turan1, Gözde Odabaş1, Hande Akçakoca1, Hande Ceylan1, Hıdır Düzkaya1, İsmail Hakkı Güney3, Mustafa Bektaş1, Mustafa Gökmen1*, Özden Kaya1, Özgür Güner1, Peren Tuzkaya1, Salih Usta1, Selçuk Akçay1, Serdar Ölez1, Serpil Kütahya1, Soley Soyaltın1, Şule Ölez1, Tuğrul Körüklü4, Yücel Tekin1&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;">
</p><ul>
<li style="text-align: center;">Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği, Ankara, Türkiye. 2) Biyans-Biyoakademi, Hacettepe Teknokent 4. AR-GE Binası no: 95-31 Ankara, Türkiye. 3) Orman Genel Müdürlüğü (OGM) Beştepe Mah., Söğütözü Cd. 8/1, 06560 Ankara, Türkiye. 4) Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Herbaryumu, Dögol Caddesi, Ankara, Türkiye. *)Yazışmadan sorumlu yazar: Mustafa Gökmen <a href="mailto:kirsalcevreormancilik@yahoo.com">kirsalcevreormancilik@yahoo.com</a></li>
</ul>
<p><strong>Özet</strong></p>
<p>Geçmiş dönemlerde kapladıkları geniş alanlardan daralarak günümüzde sadece belirli yerlerde varlıklarını devam ettiren orman ekosistemlerini tanımlamada relikt orman, kalıntı orman, orman kalıntısı gibi farklı terimler literatürde karşımıza sıkça çıkmaktadır. Botanik alanında “relikt” ve “kalıntı” tür terimlerinin birbirinin eşdeğeri olarak kullanılmasına rastlanmakla birlikte tipik olarak relikt orman terimi jeolojik dönemler boyunca yaşanan iklim değişimleri sonucu belirli sığınak alanlarında yaşamını sürdüren ormanlara işaret etmektedir. “Kalıntı orman” veya “orman kalıntısı” terimleri ise genellikle insan müdahalesi sonucu geçmişteki daha geniş yayılışından küçülerek bozkır alanları arasında adacıklar halinde varlığını sürdüren orman bakiyesi yerleri ifade etmektedir. “Kalıntı orman” ve “orman kalıntısı (bakiyesi)” yerlerin “relikt” ormanlardan ayrımı nispeten belirgin olmakla birlikte, “kalıntı orman” ve “orman kalıntısı” terimlerinin işaret ettikleri ekosistemlerin birbirinden ayrımı ise belirsiz ve tartışmalı durumdadır.&nbsp; Bu makalede, “kalıntı orman” ve “orman kalıntısı” özelliğindeki yerlerin en çok karşımıza çıktığı İç Anadolu bölgesindeki ormanların farklı kaynaklar tarafından ayrıldığı kategoriler irdelenmekte, ardından&nbsp; “kalıntı orman” ya da “orman kalıntısı” yerlerin tespitine yönelik bir çerçeve sunulmakta ve son olarak “kalıntı orman” ve “orman kalıntısı” terimlerinin birbirinden ayrımı konusunda öneriler ortaya konulmaktadır. Bu anlamda, geçmişteki ormanlardan artakalan ve günümüzde de eski ormanların izlerini taşıyan ancak mevcut haliyle bir orman ekosistemi oluşturma şartlarını yerine getirmeyen yerlerin “orman kalıntısı” olarak, günümüzdeki durumlarıyla orman kriterlerini karşılayan yerlerin ise “kalıntı orman” olarak ifade edilmesi önerilmektedir.&nbsp;</p>
<p>&nbsp; <strong>Anahtar Kelimeler</strong>; Kalıntı Orman, Orman Kalıntısı, Relikt, İç Anadolu</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Remnant Forest Or Forest Remnant?</strong></p>
<p>Relict forest, remnant forest and forest remnant terms are often mentioned in the literature to refer certain forest ecosystems that used to cover larger areas in the past and presently sustain its existence in a restricted area at certain locations. In botany field, “relict” and “remnant” terms are sometimes used interchangeably. However, typically, relict forest term refers to the forests that diminish from its past large coverage due to different ice ages through the geological times and presently occurs only at certain shelter areas. While, “remnant forest” or “forest remnant” terms refers to the forests that are reduced from its past larger areas usually due to the anthropogenic effects and presently exist as islands among the step areas. Although the distinction of the remnant forest and forest remnant areas from the relict forests is relatively clear, the difference of the ecosystems indicated by remnant forest and forest remnant terms is uncertain and arguable. In this article, different forest categories of Inner Anatolia, where remnant forests and forest remnants are most often encountered, will be elaborated; afterwards a framework will be presented to identify remnant forest or forest remnant areas; and finally some recommendations will be presented for the differentiation between remnant forest and forest remnant terms. In this manner, it is suggested that if a remnant area presently satisfy the “forest” criteria then it is named as remnant forest, while if a remnant area contains traces of the past forest but presently not satisfy the “forest” criteria then it is named as forest remnant.&nbsp;</p>
<p>&nbsp; <strong>Keywords</strong>; Remnant forest, forest remnant, Relict, Central Anatolia</p>
<ol>
<li><strong>Giriş</strong></li>
</ol>
<p>&nbsp; Başta İç Anadolu Bölgesi olmak üzere Anadolu’nun önemli bir bölümü ormandan büyük ölçüde yoksun ve bozkırlarla kaplı olarak bilinir. İlk bakışta doğal bozkır sahası izlenimi veren bu alanlar, çoğunlukla insan faaliyetleri nedeniyle ortaya çıkmış antropojen bozkır alanlarıdır (Avcı, 2013). Bugün bu ormanların büyük bir kısmı antropojen bozkırlara dönüşmüş olsa da, nispeten yüksek kesimlerde eski orman alanlarının günümüze ulaşan son parçaları orman adacıkları halinde hala varlığını sürdürmektedir (Uslu, 1959).</p>
<p>&nbsp;Bu orman adacıkları başta sahip olduğu ekolojik değer (biyoçeşitlilik ve genetik kaynak varlığı) olmak üzere, bulunduğu yörede erozyonun önlenmesi, su kaynaklarının korunması ve su döngüsünün düzenlenmesi gibi ekosistem hizmetlerinin yanı sıra, yöre sosyo-ekonomisine sağladığı katkılar açısından da çok önemlidir. Geçmiş dönemlerde kapladıkları geniş alanlardan daralarak günümüzde sadece belirli yerlerde varlıklarını devam ettiren bu hassas orman ekosistemlerini tanımlamada relikt orman, kalıntı orman, orman kalıntısı, orman parçası gibi farklı terimler literatürde karşımıza sıkça çıkmaktadır. Çizelge 1, uluslararası literatürde bu kavramların kullanım sıklığını göstermektedir.</p>
<p>&nbsp;Peki bu terimler aynı kavramlara mı işaret ediyor? Türk Dil Kurumu’nun Büyük Türkçe Sözlüğü’nde “kalıntı” kelimesi artıp kalan şey, bakiye</p>
<p>olarak tanımlanmaktadır. “Relikt bitki” ise; Anadolu sığla ağacı, Doğu Karadeniz meşesi gibi jeolojik çağlarda geniş alanlar kaplarken zaman içerisinde azalarak günümüzde belirli bir alana ya da bölgeye sıkışmış türdür (<a href="http://www.tubaterim.gov.tr">http://www.tubaterim.gov.tr</a>)</p>
<p>“Çizelge 1. https://scholar.google.com.tr/ sitesinde 14.08.2017 tarihi itibariyle yapılan arama sonuçları”</p>
<p><img class="size-medium wp-image-1255 aligncenter" src="http://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/1-300x198.png" alt="" width="300" height="198" srcset="https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/1-300x198.png 300w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/1-150x99.png 150w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/1-370x244.png 370w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/1.png 431w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Benzer şekilde Atalay ve Efe (2010), farklı buzul ve ılıman dönemler arasında yaşanan iklim değişimlerinin “relikt ormanları” ortaya çıkardığını belirtmekte ve Uzunyayla (İç Anadolu’nun doğusu) ve Malatya’nın kuzeyindeki Pinus sylvestris L. ormanlarını; Ağrı Dağı, Mercan Dağları ve Nemrut kalderasındaki Betula ormanlarını ve Köyceğiz Gölü çevresinde rastlanan Anadolu sığla (Liquidambar orientalis Mill.) ormanlarını Anadolu’daki relikt ormanlara örnekler olarak göstermektedir. Günümüzden yaklaşık 2,5 milyon yıl önceye dayanan Pleistosen döneminde başlayan buzul çağları bundan yaklaşık 10.000 veya 14.000 yıl önce sona ermiş ve içinde bulunduğumuz Holosen çağı başlamıştır. İnsan topluluklarının tarıma geçtiği neolitik dönem ile birlikte (yaklaşık 9.000 yıl kadar önce), İç Anadolu pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Erken neolitik dönemin önemli yerleşimlerinden Çatalhüyük’teki yapılarda bolca meşe (Quercus sp.), ardıç (Juniperus sp.), göknar (Abies sp.) odunu kullanılmış olması ve kemik bulgularına göre bölgenin yaban domuzu, yaban koyunu, geyik, kurt, karaca ve pars gibi yaban hayvanlarınca zenginliğinden, erken neolitik dönemde Konya ovasının ormanca zengin olduğu ve en azından gevşek bir step ormanıyla kaplı olduğu anlaşılmaktadır (Mayer, H. ve Aksoy, H., 1998). Günümüzde ise Çatalhüyük hemen hemen ağaçsız bir bozkır ile çevrilidir. İç Anadolu ormanları neolitik dönemden bu yana tarla açma, ağaç kesimi, hayvan otlatması, yangın vb. sonucu tahrip olmuştur. Böylesi bir insan baskısına İç Anadolu’nun kurak iklim koşulları da eklenince, tahribat geri dönüşü olmayan orman alanı kayıplarına dönüşmüştür. Geçmişte kapladığı geniş alanlardan genellikle insan müdahalesi sonucu büyük oranda daralarak, günümüzde ancak küçük adacıklar halinde varlıklarını sürdüren ormanlar için yaygın olarak “kalıntı orman” veya “orman kalıntısı” terimleri kullanılmaktadır. Botanik alanında “relikt” ve “kalıntı” tür terimlerinin birbirinin eşdeğeri olarak kullanılmasına çeşitli Türkçe yayınlarda rastlanmakla birlikte (Avşar ve Ok, 2011; Aytaç ve Semenderoğlu, 2011; Yılmaz ve Hasırcı, 2010; Ayan ve ark., 2009; Kurdoğlu 2007; Atasoy 2006), tipik olarak relikt orman terimi jeolojik dönemler boyunca yaşanan iklim değişimleri sonucu belirli sığınak alanlarında yaşamını sürdüren ormanlara işaret ederken, “kalıntı orman” veya “orman kalıntısı” terimleri farklı olarak tarım devriminden günümüze insan müdahalesi sonucu tahrip olan ormanlardan artakalan yerleri ifade etmektedir. Diğer taraftan; literatürde benzer sıklıkta karşımıza çıkan “kalıntı orman” ve “orman kalıntısı (bakiyesi)” terimlerinin işaret ettikleri ekosistemlerin birbirinden ayrımı ise belirsiz ve tartışmalı durumdadır.</p>
<p>&nbsp;Bu makalede, “kalıntı orman” ve “orman kalıntısı” özelliğindeki yerlerin en çok karşımıza çıktığı İç Anadolu bölgesindeki ormanların farklı kaynaklar tarafından ayrıldığı kategoriler irdelenecek, ardından “kalıntı orman” ve “orman kalıntısı” terimlerinin birbirinden farkı ortaya konulmaya çalışılacaktır.&nbsp;</p>
<ol start="2">
<li><strong>İç Anadolu’nun Orman Kategorileri</strong></li>
</ol>
<p>&nbsp; Denizin etkisi altında yağış bakımından nispeten zengin olan Karadeniz, Akdeniz ve Ege bölgelerinden Anadolu’nun iç kesimlerine doğru geçildikçe ormanlar bütünlüğünü ve sıklığını kaybederek farklı formlarda ve nitelikler ile dağılım göstermektedir.</p>
<p>Uslu (1959) kıyı bölgelerinden İç Anadolu steplerine doğru gidildikçe karşılaşılan formasyonları;</p>
<ul>
<li>Nemcil ormanlar,</li>
<li>Kurakçıl ormanlar,</li>
<li>Step ormanı ve</li>
<li>Step</li>
</ul>
<p>olarak sınıflandırmaktadır. Uslu (1959) dağların denize bakan yamaçlarında nemcil ormanların yayılım gösterdiğini, dağların iç bölgelere bakan yamaçlarında ise nem oranı azaldığından buralarda kurakçıl ormanların yer aldığını belirtmektedir. Bu kurakçıl ormanların İç Anadolu’ya, özellikle de steplere doğru sokuldukça sıklığını kaybettiğini ve step yakınlarında tamamen çözülerek gevşek yapılı tabir ettiği step ormanına dönüştüğünü kaydetmektedir.</p>
<p>Kasaplıgil (1960) ise İç Anadolu platosunun odunsu bitki ekosistemlerini üç farklı sınıfa ayırmaktadır:&nbsp;&nbsp;</p>
<ol>
<li>&nbsp;Galeri ormanları,&nbsp;</li>
<li>Dağ ormanları ve&nbsp;</li>
<li>Geçiş zonu ormanları.&nbsp;&nbsp;</li>
</ol>
<p>&nbsp;Bunlardan dağ ormanlarını, özellikle İç Anadolu platosunun uç bölümleri boyunca uzanan dağların zirvelerini kaplayan ormanlar olarak sınıflandırmaktadır. Bu çok sayıdaki orman adacıklarının geçmişte şimdiye nazaran daha büyük alanlar kapladığını ve orman yangınları, kontrolsüz otlatmalar, ormandan tarla açmalar ve kereste ve yakacak odun üretimi amaçlı aşırı kesimler sebebiyle şimdiki alanlarına küçüldükleri konusunda şüpheye yer olmadığını belirtmektedir. Dağ ormanlarına göre daha kurak bir çevresel koşula sahip olan geçiş zonu ormanları, dağ ormanlarından gerçek bozkırlara geçiş bölgelerini temsil etmektedir. Dağ ormanlarından steplere doğru sokulan bu ormanlarda küçük, kuraklığa dayanıklı ağaç ve çalıların seyrek biçimde dağılmaları tipiktir. Alman literatüründe &#8220;Baumsteppe&#8221; ya da &#8220;Uebergangs-zone&#8221; olarak bilinen bu tip ormanlar, orman ağaçları ve çalıları ile bozkır vejetasyonu elemanlarının birlikte oluşturduğu bir birliktir.</p>
<p>Rıza Çetik (1985) ise,&nbsp; İç Anadolu’nun öncelikle ova stebi bölgesi ve dağlık bölgesi olarak iki kısma ayrılabileceğini, dağlık bölgenin de; kurak step ormanları bölgesi (denizden 800-1300m yükseklikte), yüksek dağ ormanları bölgesi ve Alpin bölge olmak üzere üç kısımda incelenebileceğini belirtmektedir. Kurak step ormanlarının ve yüksek dağ ormanlarının tahrip edildiği Anadolu’nun birçok kesiminde antropojen stepler oluşmuştur ki bunlar da, alçak dağ stepleri ve yüksek dağ stepleri olarak tanımlanmaktadır.&nbsp;</p>
<p>Kahveci (2000) ise; İç Anadolu’daki ormanları yağış kısıtlılığı derecelerine göre sınıflandırarak, yıllık yağışın 600 mm’nin altına düştüğü yerlerde su rekabeti artacağından birim alanda yetişen ağaç sayısının azalacağını ve buna artık “orman”dan ziyade İngilizcede “woodland”, Almancada “lichter wald” olarak adlandırılan “ışıklı orman” denebileceğini belirtmektedir. Yağışların daha da azalması sonucu oluşan ağaç topluluklarını orman stebi (Alm: waldsteppe, İng: forest step), ağaçların artık topluluk halinde değil aralıklarla bireysel dağıldıkları alanları da “ağaç stebi” olarak sınıflandırmaktadır.&nbsp;</p>
<p>Bu orman kategorileri doğrudan kalıntı orman ya da orman kalıntısı diye bir sınıflandırma içermemekle birlikte, dere boylarında gözlenen galeri ormanları ve genelde kesintisiz büyük orman kütleleri oluşturan nemcil ormanlar dışındaki diğer orman kategorileri, kalıntı orman ve orman kalıntısı yerlerin çoğunluğunu içermesi açısından önem arz etmektedir. Çizelge 2’de farklı araştırmacılar tarafından önerilen İç Anadolu’nun orman kategorilerinin bir karşılaştırılması sunulmaktadır.</p>
<p>“Çizelge 2. İç Anadolu ormanlarının kategorilere ayrılmasının karşılaştırılması”</p>
<p><img class="size-medium wp-image-1256 aligncenter" src="http://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/2-300x260.png" alt="" width="300" height="260" srcset="https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/2-300x260.png 300w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/2-150x130.png 150w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/2-370x321.png 370w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/2.png 440w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<ol start="3">
<li><strong>Kalıntı orman ve orman kalıntısı tanımları</strong></li>
</ol>
<p>&nbsp; Arşiv araştırmaları, tarihsel belgeler ve orman vejetasyon bilgisi göstergeleri, eskiden en alçak ve orta bölümü dışında (800-1000m) dışında Orta Anadolu’nun çoğunlukla ormanla kaplı olduğunu göstermekte iken, bugün İç Anadolu, Quercus pubescens’ten oluşan küçük orman kalıntılarıyla (alanın yaklaşık %10’u) büyük oranda ormansızdır (Mayer, H. ve Aksoy, H., 1998). Kasaplıgil (1960), insan müdahalesi ve değişen çevrenin baskıları altında yaşam mücadelesi veren dağ ormanları arasından İç Anadolu’nun bozkırları arasında çeşitli büyüklükteki adacıklar halinde günümüze artakalanları “orman kalıntıları” olarak tanımlıyor. Benzer şekilde Uslu (1959) da steplerde orman alt kuraklık sınırının hemen yukarı kısımlarında yer alan ve ada şeklinde izole ormanları “orman bakiyesi” olarak tanımlıyor. Her iki yazar da “kalıntı orman” terimi yerine “orman kalıntısı/bakiyesi” terimini kullanarak bu yerlerin kalıntı/bakiye olmasına vurgu yapmakta ve bu kalıntı yerlerin artık “orman” sayılıp sayılamayacağını belirsiz bırakmaktadır. Diğer taraftan, bu yerlerin günümüzde orman tanımı (ya da orman ekosistemi oluşturma) şartlarını yerine getirip getirmediğine bakılarak bu belirsizliğin ortadan kaldırılması ve “orman kalıntısı” ve “kalıntı orman” olarak sınıflandırılmaları mümkündür. Bu anlamda, genellikle insan müdahalesi sonucu geçmişteki daha geniş yayılışından küçülerek İç Anadolu’nun bozkırları arasında adacıklar halinde varlığını sürdüren orman bakiyesi yerler arasında orman tanımı kriterlerini karşılayan yerlerin “kalıntı orman”, eski ormanların izlerini taşıyan ancak günümüzde bir orman ekosistemi kriterlerini sağlamayan yerlerin ise “orman kalıntısı” olarak tanımlanması, “orman kalıntısı” ve “kalıntı orman” arasındaki tanım karmaşasının ortadan kaldırılmasını sağlayacaktır.&nbsp;</p>
<p>Bununla birlikte, bozkırlar arasında adacıklar halinde varlığını sürdüren “kalıntı orman” ya da “orman kalıntısı” yerleri, yine insan etkisiyle habitat parçalanmasına uğramış orman fragmentasyonundan (parçalanması) da ayırmak gerekmektedir. Işık ve Kurt (2005)’un fragmentasyon tanımından yola çıkarak, orman fragmentasyonu, insan etkinlikleriyle ormanların işgal edilmesi, değiştirilmesi, bölünmesi, daha küçük parçalara ayrılması ve daraltılması olarak tarif edilebilir. Kalıntı orman ya da orman kalıntısı yerlerden farklı olarak, orman fragmentasyonu olan yerlerde orman parçaları birbirlerinden izole durumda olmayıp parçalar arasında ya da ana orman kütlesi ile aralarında fonksiyonel ilişki (örneğin; polen/tohum taşınımı ya da orman habitatını kullanan yabanıl canlıların parçalar arasında hareketi) devam etmektedir. Şekil 1&#8217;de, parçalanmaya ya da kopmaya uğramış ormanlar arasında kalıntı orman ve orman kalıntısı yerlerin tespit edilmesinde bir çerçeve sunmaktadır.&nbsp;</p>
<p>Orman kalıntısı alanlardan farklı olarak kalıntı ormanların bir orman ekosistemi oluşturma kriterlerini de karşılaması gerekliliği düşünüldüğünde, orman ekosistemine ilişkin kriterlerin ortaya konulma ihtiyacı doğmaktadır. Işık ve Kurt (2005) bir ekosistemin sağlıklı bir işleyişe sahip olması için, o ekosistemin belirli bir büyüklük içinde, bir bütünlüğe ve ekolojik soyluluğa sahip olması (ör. kendi gençliğini yetiştirme ve yenilenme kapasitesi) gerektiğini belirtmektedir. Türkiye örneği üzerinden orman nedir, tanımlar nasıl farklı sonuçlar doğurur konusunu ele alan makalesinde Lund (2014) farklı ulusal kurumlardan ve uluslararası kuruluşlardan yaptığı araştırmada 1.600 kadar farklı orman ya da orman alanı tanımına ve 240 kadar farklı ağaç tanımına ulaştığını belirtmektedir. En yaygın olarak kullanılan Dünya Tarım Örgütü’nün (FAO) orman tanımına göre (FAO, 2001), 5 metreden fazla boya ve yüzde 10’dan fazla tepe kapalılığına sahip olan ya da tabii sahasında bu eşik değerlere ulaşabilecek olan ağaçların bulunduğu 0,5 hektarı aşkın araziler orman olarak tanımlanmaktadır. Türkiye’de ise ağaç; büyüme enerjisi en fazla tepe tomurcuğunda olduğundan genellikle tepeli ve tek gövdeli bir yapı oluşturan, büyümesiyle en az 10cm çapa ve en az 5 m boyu ulaşan odunsu bitkilerdir (Akkemik ve Yılmaz, 2014). 6831 sayılı Orman Kanunu’nda 3 hektardan küçük orman parçaları orman sınırının dışında tutulabilmektedir. Ormancılık mevzuatında %11-100 arası kapalılığa sahip ormanlar verimli orman olarak tanımlanırken, %1-10 arası kapalılığa sahip olan yerler ise bozuk orman olarak adlandırılmaktadır. Lund (2014) bozuktan kastın insan etkisine veya doğal sebeplere bağlı verimlilik kaybı olduğunu, ancak bu yerlerin önemli bir kısmının (doğal nedenlerle) hiçbir zaman çok sayıda ağaç içermemiş olabileceğini ve böyle yerlerin bozuk orman yerine seyrekliğe vurgu yapan “açık” orman olarak tanımlanmasının daha uygun olacağını belirtmektedir. Keza Orman Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan Türkiye’nin Orman Varlığı raporunda (OGM, 2014) bozuk ormanlar yerine boşluklu kapalı ormanlar tabiri kullanılmaktadır.&nbsp;</p>
<p><img class="size-medium wp-image-1257 aligncenter" src="http://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/3-300x136.png" alt="" width="300" height="136" srcset="https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/3-300x136.png 300w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/3-150x68.png 150w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/3-768x348.png 768w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/3-370x168.png 370w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/3-760x344.png 760w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/3-740x335.png 740w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/3.png 1005w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Günümüzde Anadolu’nun bozkırları arasında artakalan kalıntı ormanların en önemli özelliklerinden birisi bu ormanların çeşitli büyüklükte izole adacıklar halinde varlıklarını sürdürmeleridir. Ancak, kalıntı ormanların hangi nitel ve nicel değerlere göre izole sayılacakları konusunda şimdiye kadar herhangi bir kriter ortaya konulmamıştır. Bir orman parçasının izole durumunu anlamanın en kesin yöntemi, etrafındaki diğer ormanlar ile arasında tozlaşma yoluyla genetik aktarım olup olmamasının belirlenmesi olarak değerlendirilebilir. Herhangi bir kalıntı ormanın izolasyon durumu, çevresindeki orman parçaları ile barındırdığı ortak ağaç türü üzerinden yapılacak bir genetik</p>
<p>karşılaştırma ile belirlenebilir. Ormandaki hakim ağaç türünün rüzgarla (açık tohumlu) ya da böceklerle tozlaşmasına göre ormanın izole olma uzaklığı değişecektir.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&nbsp;İzole durumlarının yanı sıra, kalıntı ormanlar birçok yapısal özelliğiyle diğer ormanlardan farklılıklar göstermektedir. Başta otlatma olmak üzere zaman içinde maruz kaldıkları insan etkinlikleri ve içinde bulundukları daha kurak iklim koşulları nedeniyle kalıntı ormanları oluşturan ağaçlar genelde bodur gelişim göstermektedir. Bazı durumlarda kalıntı ormanı oluşturan ağaçlar FAO ya da Türkiye’de kabul gören ağaç kriterlerini karşılamayacak boyutlarda olabilmek tedir. Örneğin, İç Anadolu’nun önemli kalıntı ormanlarından Beynam’da karaçamların boyu 4-5m kaydedilirken (Akman, 1995), Ankara’nın Polatlı ve Konya’nın Cihanbeyli ilçeleri gibi daha da kurak koşullarda varlığını sürdüren bazı tüylü meşe kalıntı ormanlarında meşelerin boyu 2-4m’ye kadar düşmektedir. Ayrıca, İç Anadolu’da kalıntı ormanların çoğunluğunda hakim ağaç türleri karaçam, meşe ya da ardıç iken, Ankara’nın Gölbaşı ilçesine bağlı İkizce ya da Konya’nın Karatay ilçesine bağlı Aksaklı köylerinde olduğu gibi alıç ağaçlarından oluşan bir kalıntı orman ile de karşılaşılabilmektedir. Bu nedenle, standart orman tanımı ve kriterlerinin kalıntı ormanlar için uygulanması yeterli olmayacaktır. Kalıntı orman tanımı ve kriterlerinin belirlenebilmesi için bu ormanların yapısal ve genetik özelliklerini ortaya koyacak araştırmalara ihtiyaç bulunmaktadır. İç Anadolu’daki kalıntı ormanlar veya orman kalıntılarına (herhangi bir ayrım yapılmadan) ilişkin ilk araştırmalar Louis (1939) ve Uslu (1959) tarafından gerçekleştirilmiş olmakla birlikte, bu çalışmalar ağırlıklı olarak kalıntı ormanların dağılımı ve alt yükseklik sınırının tespitine odaklanmaktadır. O günden bu yana hem bu ormanların kapsamlı bir envanterinin çıkarılması hem de yapısal, toprak ve genetik özelliklerinin ortaya konulması konusunda büyük bir boşluk bulunmaktadır.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&nbsp;Sonuç olarak, “orman kalıntısı” ve “kalıntı orman” terimlerinin birbirinden farkını ortaya koymaya çalıştığımız bu makalede bu yerlerin hâlihazırda orman sayılıp sayılamayacağı ayrımına göre “orman kalıntısı” ya da “kalıntı orman” olarak tanımlanmasını önermekteyiz. Bu anlamda, geçmişteki ormanlardan artakalan ve günümüzde de eski ormanların izlerini taşıyan ancak orman tanımı şartlarını yerine getirmeyen yerlerin “orman kalıntısı” olarak, orman tanımı (ya da orman ekosistemi oluşturma) kriterlerini karşılayan yerlerin ise “kalıntı orman” olarak ifade edilmesi yerinde olacaktır. Diğer taraftan, sahip oldukları farklı yapısal özellikler itibariyle standart orman tanımı ve kriterlerinin kalıntı ormanlar için uygulanması da yeterli olmayacaktır. Bu sebeple, orman kalıntısı yerler ile kalıntı ormanlar ayrımının yanı sıra, kalıntı ormanların sahip olduğu izole olma durumu, minimum alan büyüklüğü, kapalılık oranı, ağaç boyutu ve barındırdığı bitki ve hayvan türleri gibi yapısal ve genetik özelliklerinin ve ayrıca bu yerlerin orman geçmişine ve bugününe dair önemli bulgular sunabilecek toprak yapılarının belirlenmesi için kapsamlı envanter ve araştırma çalışmalarına ihtiyaç bulunmaktadır. Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği olarak 2016 yılında başlattığımız “İç Anadolu Kalıntı Ormanlarının Tanıtımı ve Korunması” projesi ile bu hassas ekosistemlerin korunması ve devamlılığının sağlanmasına yönelik bir yol haritasının oluşturulmasına ve kalıntı ormanların yapısal ve genetik</p>
<p>özelliklerinin yanı sıra kalıntı orman tanımının belirlenmesine yönelik katkılar sunmayı amaçlamaktayız.&nbsp;</p>
<p>&nbsp; Teşekkürler; Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği’nin yürütmekte olduğu &#8220;İç Anadolu&#8217;nun Kalıntı Ormanlarının Tanıtımı ve Korunması&#8221; projesi GEF Küçük Destek Programı (SGP Türkiye), Orman Genel Müdürlüğü ve Biyans&nbsp; Biyolojik Ürünler tarafından desteklenmektedir.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&nbsp;Kaynakça</p>
<p>&nbsp;Akkemik, Ü. ve Yılmaz, H., 2014. Bitkilerin Genel Morfolojik Yapısı. (Editör), Akkemik, Ü., 2014, Türkiye&#8217;nin Doğal Egzotik Ağaç ve Çalıları I. Orman Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara, Sayfa: 69 &#8211; 87.</p>
<p>Akman, Y., 1995. Türkiye Orman Vejetasyonu. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi, Ankara, 450s.</p>
<p>&nbsp;Atalay, İ. ve Efe, R., 2010. Structural and Distributional Evaluation of Forest Ecosystems in Turkey. Journal of Environmental Biology, 31, 61-70.&nbsp;</p>
<p>Atasoy, A., 2016. Hassa İlçesinin (Hatay) Vejetasyon Coğrafyası. Turkish Studies, Volume 11/8, 43-78.</p>
<p>Avcı, M., 2013. Dünya&#8217;da ve Türkiye&#8217;de Step Formasyonu (Kitap bölümü: Prof. Dr. Asaf Koçman&#8217;a Armağan), Ege Üniversitesi, İzmir, 111-131.</p>
<p>Avşar, M. ve Ok, T., 2011. New Determinations on the Natural Distribution of Field Maple (Acer campestre subsp. campestre) in the Amanos Mountains, Turkey, Biological Diversity and Conservation, 4/2, 15-18.&nbsp;</p>
<p>Işık, K. ve Kurt, Y., 2005. Habitat Fragmentasyonu ve Biyoçeşitliliğe Etkileri. Türk Ormancılığında, Uluslararası Süreçte Acilen Eyleme Dönüştürülmesi Gereken Konular, Mevzuat ve Yapılanmaya Yansımaları Sempozyumu, 22-24 Aralık 2005, Antalya.</p>
<p>Kahveci, G., 2000. İç Anadolu Bölgesi’nin Tahrip Olan Doğal Dokusu Restore Edilebilir mi? Orman Mühendisliği, sayfa: 20-28.&nbsp;</p>
<p>Kasaplıgil, B., 1960. Forest Remains of Interior Asia Minor. Proceedings of the 5th World Forestry Congress, I: 384-386, Univ. of Wash., Seattle.</p>
<p>Kurdoğlu, O., 2007. Dünyada Doğayı Koruma Hareketinin Tarihsel Gelişimi ve Güncel Boyutu. Artvin Çoruh Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi, 8(1), 59-76.</p>
<p>Louis, H., 1939. Das Natürliche Pflanzenkleid Anatoliens. Geographische Abhandlungen, 3. Reihe, Heft 12, Stuttgart.</p>
<p>Lund, H.G., 2014. Orman nedir? Tanımlar farklı sonuçlar doğurur, Türkiye örneği. Avrasya Terim Dergisi, 2(1): 9-16.</p>
<p>Mayer, H. ve Aksoy, H., 1998. Türkiye Ormanları (Wälder der Türkei), Orman Bakanlığı Batı Karadeniz Ormancılık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü,&nbsp; Orman Bakanlığı Yayın Nu: 038.</p>
<p>Uslu, S., 1959. İç Anadolu Steplerinin Antropojen Karakteri Üzerine Araştırmalar. Yenilik Basımevi, 148s.&nbsp;</p>
<p>Yılmaz, M. ve Hasırcı, O., 2010. Doğu Akdeniz Bölgesindeki Kayın Ormanlarında Bakım İşlemlerinin Önemi ve Bazı Öneriler. III. Ulusal Karadeniz Ormancılık Kongresi, Cilt:III, sayfa: 879-885.&nbsp;</p>
<p>http://www.tubaterim.gov.tr/ Kalıntı Tür, Relikt Tür (Erişim Tarihi: 03.03.2018)</p>
<p>https://scholar.google.com.tr/&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; (Erişim Tarihi: 14.08.2017)</p>
<p></p>


<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bendistoprak.com/2019/12/04/orman-kalintisi-mi-kalinti-orman-mi/">Orman Kalıntısı Mı, Kalıntı Orman Mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bendistoprak.com">Bendis Toprak</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.bendistoprak.com/2019/12/04/orman-kalintisi-mi-kalinti-orman-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Yenilenebilir Enerji Kaynağı Olarak&#8230;</title>
		<link>https://www.bendistoprak.com/2019/12/04/eight-tips-for-healthy-eating/</link>
				<comments>https://www.bendistoprak.com/2019/12/04/eight-tips-for-healthy-eating/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 04 Dec 2019 12:27:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bendis Toprak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bendistoprak.com/?p=216</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yenilenebilir Enerji Kaynağı Olarak Tarımsal Atıklar Esra BOZTEPE Prof. Dr. Ayten KARACA A.Ü. Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü, Ankara ÖZET Yenilenebilir enerji kaynakları arasında rüzgâr ve güneş enerjileriyle birlikte biyokütle enerjisi&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bendistoprak.com/2019/12/04/eight-tips-for-healthy-eating/">Yenilenebilir Enerji Kaynağı Olarak&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bendistoprak.com">Bendis Toprak</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Yenilenebilir Enerji Kaynağı Olarak Tarımsal Atıklar</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Esra BOZTEPE Prof. Dr. Ayten KARACA A.Ü. Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü, Ankara</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>ÖZET</strong></p>
<p>Yenilenebilir enerji kaynakları arasında rüzgâr ve güneş enerjileriyle birlikte biyokütle enerjisi de sayılabilir. Enerji ihtiyacının sürekli artması, fiyatlarının yükselmesi, çevresel problemlerin ortaya çıkması ve enerji kaynaklarının fosil kökenli olması insanların yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesini gerekli kılmaktadır. Odun kökenli atıklar ile pamuk, ayçiçeği ve tütün sapları gibi tarımsal atıklar enerji üretimi için önemli bir potansiyel oluşturmaktadır.    Ülkemiz geçen yıl 5,5 milyon ton kömür ithal etmiş ve bu kömürün 4.900.000 tonunu ısınmada kullanmıştır.[*] Ülkemizde her yıl 38milyon 220bin ton miktarında organik atık çıkmasına rağmen bu atıklar herhangi bir şekilde değerlendirilmeyip ya anız olarak yakılarak yada çöp alanlarına atılarak bertaraf edilmektedir. Bu tür atıkların değerlendirilip ülke ekonomisine kazandırılması ivediyle gerekmektedir.     Yenilenebilir Enerji kaynakları konusunda verilen kanun teklifi[**] ise bu konuda ülkemizdeki yaklaşımın olumlu olduğunu göstermektedir. Ayrıca aynı kanun teklifinde biyokütle enerjisine dayalı üretim tesislerinde elde edilen elektrik için uygulanması tasarlanan destek miktarları belirtilerek yenilenebilir enerji kaynaklarının desteklenmesi öngörülmektedir. Biyokütleden enerji elde edilmesi sırasında bir yandan tarımsal atıklardan yakacak olarak yararlanma olanağı doğmuş olacak, bir yandan da biyokütleden enerji eldesi sırasında bir sera gazı olan CO2 emisyon miktarı azalacak ve Kyoto protokolüne daha kolay uyum sağlanmış olunacaktır.   Sonuç olarak; tüm bu güncel gelişmeler çerçevesinde yenilenebilir enerji kaynağı olarak tarımsal atıkların kullanılması gerekliliği gündeme gelmiştir. </p>
<p><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> Yenilenebilir enerji, biyokütle, tarımsal atık, briket</p>
<p><strong>1) Giriş</strong></p>
<p>Doğa ve evrenin oluşumundan bugüne kadar var olan ve varlığının devam edeceği beklenilen enerji, insanlık tarihiyle beraber birçok gelişim ve aşama kaydetmiştir. Đnsanlar yaşamlarını doğal çevrede sürdürürken ihtiyaçlarını da doğal kaynaklardan sağlıyorlardı. Kurutmayı ve ısınmayı güneşle yapıyorlar ve bir kandilin ışığıyla aydınlanıyorlardı. Günümüzde ki artan nüfus, kentleşme, sanayileşme, ve ihtiyaçların çeşitliliği insanların enerji talebini ve kullanım miktarını artırmıştır.  Đnsanların doğası gereği üretim, tüketim, yatırım ve büyüme bir yarış haline gelmiş ve hep daha fazlasını istemelerine neden olmuştur. Neden bu hırs ve bu kadar tüketim? Bu enerjinin  yok olacağı, bir gün tükenebileceği akıllara bile gelmemiş, acaba başka alternatifler var mıdır sorusu hiç sorulmamıştır. Kullanılan bu  fosil kökenli enerji kaynaklarının yakın gelecekte tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olması, ayrıca enerji fiyatlarının hızla yükselmesi, diğer yandan  ortaya çıkan çevresel problemler insanların yenilenebilir temiz enerji kaynaklarına yönelmesini gerekli kılmaktadır.   Milyonlarca yıl önce ölmüş hayvan ve bitkilerin atıkları yüksek ısı ve basınç altında petrol, kömür ve doğalgaz gibi fosil yakıtları oluşturmuştur. Bu yakıtlar, gelişmeleri çok uzun yıllar aldığı için “yenilenmeyen yakıtlar” olarak adlandırılmaktadır.   Yıllarca ülkelerin uyguladığı siyasi politikalar ve insani hırslardan dolayı alternatif enerji kaynaklarının arayışı ve var olanların değerlendirilmesi gündeme gelmemiştir.  Bazı teknolojilerin kurulum maliyetinin yüksek olması ve devlet desteğinin yetersiz kalması, üretilecek olan enerjinin gıda güvenliği üzerindeki etkilerinin yarattığı endişeler ve yapılan yatırımların yetersiz kalması fosil yakıt kullanımını devamlılığını artırmıştır.  Fakat mevcut kaynakların tükenme sorununun ve insan yaşamının küresel ısınma tehlikesiyle karşılaşmasından dolayı fosil yakıtların yerini artık yenilenebilir enerji kaynakları, yani doğada sürekli var olan, güneş, rüzgâr, biyokütle, biyoyakıtlar, jeotermal, hidrolik, okyanus kaynakları vb. almaya başlamıştır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının en büyük özelliklerinin başında sürekli tekrarlanabilir olmaları ya da kaynağının tükenme hızından daha hızlı bir şekilde kendilerini yenileyebilmeleri geliyor. Bunun yanında bu teknolojiler özellikle çevre dostu olmaları, ülkemiz açısından potansiyelinin yüksek olması ve ekolojik denge yönünden olumlu etkileri ile fosil yakıtlara nazaran üstünlük sağlamaktadır.</p>
<ul>
<li><strong>2) Yenilenebilir Enerji Kaynakları</strong></li>
</ul>
<p>Yenilenebilir enerji, sürekli devam eden doğal proseslerdeki var olan enerji akışından elde edilen enerjidir. Türkiye’nin mevcut potansiyeli ve enerji kullanım miktarları tablo 1’de verilmiştir.</p>
<p>Tablo 1. Türkiye yenilenebilir enerji potansiyelleri ve kullanımı değerleri(Bilim ve Teknik mayıs 2009)</p>
<p><img class="size-medium wp-image-1265 aligncenter" src="http://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/1-1-300x129.png" alt="" width="300" height="129" srcset="https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/1-1-300x129.png 300w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/1-1-150x65.png 150w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/1-1-370x160.png 370w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/1-1-624x266.png 624w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/1-1-740x319.png 740w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/1-1.png 756w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>2.1 Güneş Enerjisi</strong></p>
<p>Güneş enerjisi bilinen en eski ve en temel enerji kaynağıdır. Güneş enerjisinin pratikte kullanım olanakları evlerde sıcak su, ısıtma, soğutma, endüstride proses ısısının üretimi, tarımda sulama, kurutma ve pişirmedir. Güneş enerjisi üretiminde kullanılan teknolojiler parabolik odaklayıcılardır.</p>
<p><strong>2.2 Rüzgar Enerjisi</strong></p>
<p>Rüzgar enerjisi, rüzgarı oluşturan hava akımının sahip olduğu hareket ( kinetik ) enerjisidir. Đnsanlar tarafından tahıl öğütmek, su pompalamak ve teknelerde yelken gücü elde etmek için kullanılmıştır.  Rüzgâr türbinlerinden elektrik enerjisi üretimi yapılmaktadır.</p>
<p><strong>2.2 Jeotermal Enerji</strong></p>
<p>Jeotermal (jeo-yer, termal-ısı) enerji yer kabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş ısının oluşturduğu, kimyasal içeren sıcak su, buhar ve gazlardır.</p>
<p><strong>2.3 Hidrolik Enerji</strong></p>
<p>Hidrolik enerji güneş ışınımından dolaylı olarak oluşan bir enerji kaynağıdır.; deniz, göl veya nehirlerdeki suların güneş enerjisiyle buharlaşması  sonucu oluşan su buharının rüzgârın etkisiyle sürüklenerek dağların yamaçlarında yağmur veya kar halinde yeryüzüne ulaşması ve nehirleri beslemesidir.</p>
<p><strong>2.4 Dalga Enerjisi</strong></p>
<p>Dalga enerjisi, deniz sıcaklık granyent enerjisi, deniz akıntıları enerjisi (boğazlarda) ve med-cezir enerjisi olarak tanımlanabilir. Genellikle büyük dalgalardan daha çok enerji elde edilir. Dalga enerjisinin temelinde yine rüzgar enerjisi yatmaktadır.</p>
<p><strong>2.5 Biyokütle</strong></p>
<p>Biyokütle kentsel çöpler, endüstriyel artıklar, tarımsal artıklar, odun, ormancılık artıkları, etanol, biodiesel vb. ürünlerin işlenmesi sonucu ortaya çıkan katı, sıvı ve gaz gibi yakıtların tümüne denilmektedir. Bunlardan elde edilen her türlü enerjiye de biyoenerji denilmektedir. Biyokütle; bitkiler, ağaçlar ve tarım bitkilerinin oluşturduğu bütün organik maddeleri tanımlayan bir terim olarak esasen fotosentez ile güneş enerjisinin toplandığı ve depolandığı ortamlardır. Dünya üzerinde yer alan biyokütlenin yaklaşık % 90’ı ormanlarda bulunmakta ve dünya ormanlarının yıllık net biyolojik üretimi yaklaşık 50&#215;1019 ton olarak tahmin edilmektedir. Türkiye zengin tarımsal potansiyeli ile gelişmekte olan bir ülkedir ve bu potansiyelinden dolayı tarım alanlarından büyük miktarlarda tarımsal atık çıkmaktadır. Toplam tarımsal atık miktarı kuru baz da yaklaşık olarak 40 &#8211; 53 milyon ton olarak hesaplanmıştır. Tarımsal atıkların ortalama enerji eşdeğeri 17.5 MJ olduğu için tarımsal atıkların yıllık enerji eşdeğeri 470 PJ ile 620 PJ arasında değişmektedir. Türkiye’nin mevcut enerji kaynaklarının maliyet değerleri ve biyokütlenin maliyetten sağladı yararın ekonomik boyutu Tablo 2.’de verilmiştir.</p>
<p><img class="size-medium wp-image-1266 aligncenter" src="http://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/2-1-300x123.png" alt="" width="300" height="123" srcset="https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/2-1-300x123.png 300w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/2-1-150x61.png 150w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/2-1-768x315.png 768w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/2-1-370x152.png 370w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/2-1-760x311.png 760w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/2-1-740x303.png 740w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/2-1.png 893w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Çevresel koşulların son yıllardaki küresel değişimi ve atmosferdeki karbon ve kükürt bileşiklerinin miktarının artması, fosil yakıtlara alternatif olabilecek kaynak arayışını başlatmıştır. Sera gazının neden olduğu zararlar direkt olarak tarım alanlarını ve ormanları etkilemektedir. Güneş enerjisinin biyokütle biçimindeki depolanmış enerjiye dönüşümü, yaşam için esastır. Fotosentez yoluyla enerji kaynağı olan organik maddeler sentezlenirken tüm canlıların solunumu için gerekli olan oksijeni de atmosfere verirler. Üretilen organik maddelerin yakılması sonucu ortaya çıkan karbondioksit ise, daha önce bu maddelerin oluşması sırasında atmosferden alınmış olduğundan, biyokütleden enerji elde edilmesi sırasında çevre karbondioksit salınımı açısından korunmuş olur.</p>
<p>Atımtay ve Topal (2004), Türkiye&#8217;de biyokütleden temiz enerji elde etme amacıyla yaptıkları çalışmada biyokütlenin yakıldığında ikincil hava ihtiyacını ortaya çıkaran yüksek CO ve CmHn emisyonlarının oluştuğunu, kömürün SO2 emisyonu 2400-2800 mg/Nm3 civarında iken çalışmada kullanılan biyokütle yakıtları (ayçiçeği sapı, kayısı çekirdeği, şeftali çekirdeği, prina, pamuk çiğidi posası) için SO2 emisyonunun sıfır</p>
<p>Yakıt Isıl Değeri Birim Fiyatı/Ton-m3 Ortalama Verim %</p>
<p>1000 KCAL Maliyeti kuruş</p>
<p>Biyo kütleye göre kaç kat maliyet artışı Doğal Gaz 8250 808,2 93% 10,5 3,32 Đthal Kömür 7000 500 60% 11,9 3,75 Yerli Linyit Kömürü 3000 350 60% 19,4 6,13 Fuel-oil 9200 1080 80% 14,7 4,62 Kalorifer Yakıtı 9700 1560 80% 20,1 6,33 LPG 11000 3710 90% 37,5 11,80 Motorin 10200 2350 84% 27,4 8,64 Biyo kütle 4500 100 70% 3,2 1,00 Odun (Mangal) kömürü 7500 500 80% 8,3 2,63 Elektrik 860 300 99% 35,2 11,1 olduğunu, yapılan tüm yakma deneylerinde NOX emisyonlarının, Hava Kalitesi Kontrolü Yönetmeliği (2002) tarafından belirlenen sınır değerlerin altında bulunduğunu belirlemişlerdir. Biyokütle yakıtları hemen hemen hiç sülfür emisyonları üretmezler ve asit yağmurlarını azaltırlar. Biyokütle yakıtları atmosferik karbonun döngüsünü sağlar, küresel ısınmayı azaltırlar. Atmosfere salınan karbondioksit miktarı, biyokütlenin büyüme sürecinde aldığı karbondioksit miktarına eşittir. Biyokütlenin yanması sonucu kömüre kıyasla daha az kül oluşur ve külün ortamdan uzaklaştırılması kolay ve ucuz olur, depolama alanı gereksinimi azalır. Biyokütle külü tarım alanlarında toprak iyileştirici olarak kullanılabilir. Kışa dayanıklı enerji bitkileri ( otlar ve ağaçlar ) geleneksel çiftlik bahçelerine kıyasla daha az yetişme ortamı faktörleriyle yetinebilirler. Enerji bitkileri daha az gübreleme ve herbisit ( bitkilere karsı etkili kimyasal maddeler ) uygulaması gerektirirler ve yıl boyunca vejetatif büyüme ( ağaç türlerinin kütük ve köklerinden sürgün gelişimi ile büyümesi ) sağlarlar, toprak erezyonuna karşı koruma sağlayarak havza kalitesini artırırlar, ayrıca yaban hayatını geliştirirler.           Araştırmacılar bu sonuçlara dayanarak, akışkan yatak teknolojisi ile OSB ve KOBĐ&#8217;lerin biyokütle ve kömür yakarak daha ucuz enerji elde edebileceğini ve biyokütleden enerji eldesi sırasında, bir sera gazı olan CO2 emisyonunun azalacağını tespit etmişlerdir. Bu sayede Kyoto protokolüne daha kolay uyum sağlanacağını ayrıca enerji tarımı ve enerji ormancılığının gelişeceğini belirtmişlerdir. Dutta (2007), biyokütlenin C/H oranının kömürden düşük olduğunu ve yaklaşık 8-10 civarında olduğunu, kömüre göre biyokütlenin daha düşük kükürt ve daha fazla potasyum ve sodyum içerdiğini belirtmiştir.  Kalkınmakta olan ülkelerde biyokütlesel enerjinin kullanımı hızla artmaktadır. Biyokütle enerjisi büyük potansiyelinden dolayı (300-500 MTEP/yıl) AB ülkeleri için de büyük öneme sahiptir Avrupa&#8217;da enerji amacıyla biyokütle kaynağı olarak, odunsu biyokütle, ağaç işleme endüstrisi atıkları, tarımsal atıklar, endüstriyel organik atıklar, hayvan gübreleri, belediye katı atıkları veya kaynakları, ayrılmış evsel atıklar, lağım suları ve özellikle de enerji bitkileri yaygın olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>Avrupa birliği ülkelerinde elektrik enerjisi üretiminin % 7&#8217;si, ısı enerjisinin % 97&#8217;si biyokütle (kentsel çöpler, endüstriyel artıklar, tarımsal artıklar, odun, ormancılık artıkları, etanol, biodiesel vb) enerjisinden sağlanmıştır. AB&#8217;nin yıllık toplam enerji tüketiminin yaklaşık %6&#8217;sı biyokütleden sağlanmakta ve biyokütle enerji kullanımı yıllık 45 MTEP&#8217;dir. Đsveç biyokütleden enerji elde etmede lider durumdadır ve 2020 yılına kadar toplam enerji ihtiyacını karşılamada biyokütlenin payını % 25&#8217;ten %40&#8217;a çıkarmayı hedeflemiştir. Danimarka&#8217;da biyokütle enerjisi yenilenebilir enerji kaynakları içerisinde % 80 ile en büyük paya sahiptir. Halen odun kullanımının % 13’ünü odun peleti ve briketleri oluşturmaktadır. CO2 Kanunu ile bir biyokütle BIGS (Birleşik Isı ve Güç Santralı ve Kojenerasyon sistemleri) sisteminin kurulum maliyetinin % 50`si desteklenmektedir. Avusturya asıl enerjinin % 13&#8217;ünü odundan sağlamakta olup, bu miktar ise 15 yılda altı kat artmıştır. Finlandiya&#8217;da 1993 yılında, asli enerji tüketiminin % 14&#8217;ü odundan % 5&#8217;i turbadan ve % 19&#8217;u biyokütleden gelmekteydi, bu rakam bugün biyokütlede %23&#8217;e çıkmıştır. ABD&#8217;de halen enerjinin % 4&#8217;lük kısmı biyokütleden sağlanmakta olup, bu kullanım son zamanlarda en üst noktaya ulaşmıştır. Brezilya&#8217;da lignoselülozik maddelerden 180 milyar litre bioetanol üretilmektedir. Çin&#8217;de yaklaşık 5 milyon çiftçi evinde yılda 1.2 milyar m3 biyogaz kullanmaktadır. Afrika&#8217;nın bazı ülkelerinde ise pamuk sapı gibi atıklardan odun kömürü briketi üretimi yapılmaktadır (Onaji and Sieomons, 1993)  El Bassam (1998), selülozca zengin olan kuru pamuk saplarının proliz ve gazifikasyon işlemlerinden sonra enerji sektöründe kullanılabileceğini belirtmiştir. Summer et al. (1984), pamuk bitkisinin yıllık fazla miktarda selüloz biyokütle atığı bıraktığını ve bunun  termal enerji sağlanmasında uygun bir yakıt olacağını belirtmişlerdir. Franco et al. (1998), biyokütleden ısınma ve enerji elde edilmesinin fosil yakıtlara göre daha fizibil olduğunu ve fosil yakıtlara göre çok fazla avantajı bulunduğunu belirtmişlerdir. Gelişmekte olan pek çok ülkede, biyokütleden yakacak olarak yararlanma, en yaygın ulusal yakıt kullanımıdır (Twidell ve Weir, 1986). Kemp ve Matthews (1982), Afrika&#8217;da sapların ya yüzeye yakın bir şekilde kesilerek yakıldığını ya da maksimum 300 mm uzunluğunda kesildiğini tırmıkla bir araya toplanıp yakıldığını belirtmişlerdir. Sudan&#8217;da ise pamuk sapları ya tamamen tarladan uzaklaştırılmakta ya da pestisit kontrolü için yakılmaktadır (Sumner et al. 1984).Brezilya&#8217;da pamuğun kökleri ile beraber kül haline gelene kadar yakılması gerekmektedir (The culture in Brazil, 2002). ABD&#8217;de pamuk saplarının depolanması büyük bir problem olup, böcek hastalığına karşı da son yıllarda saplar yakılmaktadır (White et al.1996). Güney Kalifornia&#8217;da parçalamanın böcek zararlılarını öldürdüğü düşüncesinden yola çıkılarak, hasatın hemen ardından saplar parçalanmakta ve pullukla toprağa gömülmektedir (Gemtos ve Tsiricioglu, 1999).Türkiye&#8217;de, 1993 yılından itibaren anız yakılması devlet tarafından yasaklanmıştır. Çiftçinin pamuk sapları ile ilgili yapmakta olduğu uygulama ise ağırlıklı olarak sapların evlerde depolanması ve yakacak olarak tandırlarda ekmek yapımında kullanılması şeklindedir.</p>
<p>Ayrıca yasağa rağmen pamuk sapları tarlalarda kaçak olarak yakılmaktadır.  Enerji kaynaklarının giderek azalması, fosil yakıtların çevre sağlığını tehdit etmesi, hava kirliliğine bağlı olarak iklim değişiklikleri ve kuraklık vb. küresel sorunlar nedeniyle alternatif enerji kaynakları bulunması zorunluluğu vardır. Bu koşullar altında Türkiye’de yaygın tarımı yapılan pamuk, ayçiçeği, tütün, haşhaş, vb. bitkilerinin yan ürünü olan   sapları alternatif tarımsal atıklar arasındadır.  Özellikle son dönemlerde, atıl durumda bulunan tarımsal atıkların evlerde ısınma amaçlı briket üretiminde hammadde olarak kullanılması hem laboratuar ortamında hem de ticari olarak büyük önem kazanmıştır. Ülkemizde önemli miktarlarda tarımsal atık (herhangi bir şekilde değerlendirilmesi yapılamayan pamuk sapı, ayçiçeği sapı, vb tarımsal atıklar) yasak olmasına rağmen her yıl tarlada yakılmakta veya evlerde yakacak olarak değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Bu atıkların evlerde yakacak olarak değerlendirilmesini cazip hale getirmenin başlıca yolu ise bunların taşımasını ve sobalarda yakılmasına imkan sağlayacak briketleme sistemleridir.</p>
<p> Modern biyokütle enerjisi endüstrileşmiş ve gelişen ülkelere sürdürülebilir kalkınma için bütüncül çözümler sunmaktadır. Bu enerji, geniş alanlarda kısa idare süreli enerji ormancılığı, enerji tarımı ve tarımsal ormancılık ile elektrik ve ısı enerjisi, biyoalkol, biyoetanol, biyogaz, biyokömür, briket üretimi ile iklim değişimini, çölleşme, erozyon ve verimlilik, ekosistem sağlığı ve biyolojik çeşitlilik kaybını önleme amaçlarına hizmet edebilir. Bu nedenle de ekolojik bir çözümdür. Biyokütle enerjisi sektörü kırsal ve ulusal ekonomilere de diğer enerji sektörlerinden daha fazla iş alanı yaratarak, kırsal ekonomiyi canlandırarak ve dışalımı azaltarak katkıda bulunur. Đş alanı açısından yapılan bir kıyaslamada; yetiştiricilik, üretim, işleme ve dağıtımda ortalama olarak nükleer enerjiye karşı 11, fosil yakıtlara karşı da 3-6 kat daha fazla iş yarattığı açıklanmaktadır. Ulusal ve kırsal ekonomiye katkısının yerel ve kırsal alanda üretim ve işleme yolu ile olduğu gibi tüketiminin de yerel kaldığı belirtilmektedir. Kırsal çevrenin sağlığının korunması ve geliştirilmesine yararı ise bozulmuş orman alanlarının bakımının karlı hale gelmesi, verimsizleşmiş, terk edilmiş arazilerin düşük girdilere gerek gösteren enerji bitkileriyle ve biyokütle ürünleri ile değerlendirilerek, ekonomik şekilde ıslahı olanaklı sayılmaktadır. </p>
<p><strong>3.Biyokütle Kullanım Alanlarının Tespitinde Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar</strong></p>
<p>Kurulacak olan sistemin amacının ısıtma yada elektrik üretimi amaçlarından birisi için kullanılması durumunda, kullanılacak teknoloji ile malzemenin miktarı, boyutu (çip, yonga pelet vb.) ve niteliği değişmektedir. Raporlarda biyokütle materyalinin temininde 40 km’ ye kadar olan nakliye mesafelerinin ancak rantabl olduğu, daha uzun mesafelerin ekonomik olmadığı bildirilmektedir. Enerji piyasası global bir piyasa olduğundan karar verirken dünya çapında sektörün artıları eksiler iyi hesap edilmelidir. Çünkü bu alanda yapılacak yatırımlar uzun vadelidir.</p>
<p>Elektrik üretimi yapılacaksa, hammadde olarak tarımsal atıkların briketlenmiş halinin kullanılması; kırsal kalkınmayı artıracağı gibi ülkedeki elektrik kaçaklarını da engellemeye yardımcı olacak ve kömür gibi fosil kökenli yakıtların yerine ikame edilebilecektir. Tüm bu yapılacak çalışmalarda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile ortak çalışılması gereklidir. Üretilen elektrik serbest olarak pazarlanamaz mutlaka kanunen devlete satılmalıdır. Ayrıca Devletçe oluşturulacak enerji politikaları ve teşvikler, yapılacak çalışmaları daha da kolaylaştıracaktır.  Üretim sistemleri ve bunların yatırım büyüklüklerinin oranına göre avantajlı ve dezavantajlı durumlar ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle başta tesisin elektrik mi yoksa ısıtma için mi kurulacağına karar verilmelidir. Karar verildikten sonra karlılık, verimlilik ve sürdürülebilirlilik açısından hangi sistem ve sistemlerin uygun olduğu belirlenmelidir.   Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımında Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına Đlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nde belirtildiği üzere ‘’biyokütleye dayalı üretim tesisi (çöp gazı dahil) işletmedeki ilk 10 yıl için 14 Eurocent / kwh ikinci 10 yıl 8 Euro cent / kwh ’’ olarak belirlenmiştir. Yine aynı kanun teklifinde biyokütle enerjisine dayalı üretim tesisi kurulmasıyla ilgili olarak yapılacak destekleme miktarları Tablo 3’de verilmiştir.</p>
<p><img class="size-medium wp-image-1267 aligncenter" src="http://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/3-1-300x112.png" alt="" width="300" height="112" srcset="https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/3-1-300x112.png 300w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/3-1-150x56.png 150w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/3-1-768x286.png 768w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/3-1-370x138.png 370w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/3-1-760x283.png 760w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/3-1-740x276.png 740w, https://www.bendistoprak.com/wp-content/uploads/3-1.png 917w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>4.Sonuç </strong></p>
<p>Çoğunlukla ülkemizde yenilenebilir enerji kaynağı dendiğinde akla elektrik enerjisine dönüştürmek geliyor, oysa ısınma amaçlı olarak yaklaşık 4.9 milyon ton kömür ithal edilmektedir.  Ülkemize ısınma amaçlı olarak biyokütlenin kısa vadede desteklenmesi gerekmektedir. Biyokütle üretimi yerel kaynaklardan yapılacağı için  a- Yerel işgücü desteklenecek ve refah seviyesi nispeten yükselecektir b- Isınma amaçlı olarak ithal edilen kömürün yerine CO2 salınımı 0 kabul edilen yenilenebilir enerji kaynağı ortaya çıkarılacaktır. c- Devletin yaptığı kömür yardımları, yerel üreticilerden satın alınan biyokütleden elde edilmiş biyokütle odunlarına dönüşmesi durumunda, hem yenilenebilir enerji kaynağıyla kirlilik azaltılacak hemde yerel halk yani tarımla uğraşan kişilere yeni bir gelir kaynağı </p>
<p>Yurt içinde gerçekleşen imalat Yerli katkı ilavesi Eurocent/kwh Akışkan yataklı borular kazanı 0,6 Sıvı veya gaz yakıtlı buhar kazanı 0,3 Gazlaştırma ve gaz temizleme grubu 0,5 Buhar veya gaz türbini 1,5 Đçten yanmalı motor veya stirling motoru 0,7 Jeneratör ve güç elektroniği 0,4 Kojenerasyon sistemi 0,3 ortaya çıkartacaktır.</p>
<p>d- Tarımda birim alandan elde edilen verimin arttırılması belli bir seviyeye kadar mümkün olabilmektedir. Ancak daha fazla gelir elde etmenin, yerel kalkınmayı ve köyden kente göçün önüne geçmenin yollarından biriside tarlada atık olarak değerlendirilemeyen biyokütlenin enerji kaynağı olarak kullanılmasından geçecektir. e- Konunun direkt ve endirekt yararları mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Köyden Kente göçün şehirleşme aşamasında, devlete yükünün de mutlaka hesaba katılması gerekmektedir. f- 100 dekar alandan elde edilebilecek biyokütle ekimi yapılan ürüne göre değişmekle birlikte 10-50 ton arasında olmaktadır. Bunun mali değeri ise 3000-15.000 TL arasında değişmektedir. Köyde yasayan halk için atıklardan elde edilecek bu para önemli bir gelir kaynağı olacaktır. g- Devlet desteği;( üretilen ürünün alımı,makine ,ekipman, vb.) h- Dünya nüfusunun hızla artması ve tarımı yapılan alanların ise aynı kalması sonucu enerji ormancılığına yönelmek, biyodizel türü yakıtlar için arazilerin tahsis edilmesinden önce, Biyokütle atıklarının değerlendirilmesi sınırlı kaynakların kullanımı açısından daha realist ve insani olacaktır.</p>
<p><strong>5.Kaynaklar </strong></p>
<p>http:// www.komur.org.tr/trueithal.html Acaroğlu, 2007. Alternatif Enerji Kaynakları. Nobel yayın dağıtım, Ankara Atımtay ve Topal ,2004 Onaji, P. B. and Sieomons,R.V.( 1993) produktion of charcoal briguettes from cotton stalk in malawi: Methodology for feasibility studies using experiences in Sudan. Biomas and Bioenergy, 4(3) . pp. 199-211 Anonim, 2008. T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü, Ormandan Enerjiye Biyokütleden Enerji Üretimi Raporu, Ankara Dutta, A. 2007. Bio-energy, MDG’s and global sustainability. A Training Workshop on Technology and Management, asian Institute of Technology, 26-28 September, Pathumthani, Thailand.</p>


<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bendistoprak.com/2019/12/04/eight-tips-for-healthy-eating/">Yenilenebilir Enerji Kaynağı Olarak&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bendistoprak.com">Bendis Toprak</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.bendistoprak.com/2019/12/04/eight-tips-for-healthy-eating/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
	</channel>
</rss>
